Kültür Elçisi Meltem Arslan’ın Çin’deki akademik serüveni, tarih boyunca İpek Yolu’nun ördüğü derin dostluk bağlarının bir yansıması olarak dikkat çekiyor. Türkiye ve Çin, bu tarihi bağları sayesinde kültürel etkileşimlerini güçlendirerek dünya genelinde önemli bir arkadaşlık ilişkisi kurmuş durumda. Hakan Kaplan’ın kaleme aldığı bu yazıda, Meltem’in Çin’deki akademik serüvenine derinlemesine bir bakış sunuluyor.
Küreselleşmenin getirdiği değişimlerle birlikte, kültürel etkileşim, farklı toplumların birbirini anlama ve yakınlaşma süreçlerinde önemli bir rol oynamaya başladı. Bu bağlamda, Serpil Meltem Arslan’ın Çin ile olan özel ilişkisi ve akademik tecrübeleri, Türkiye ve Çin arasındaki kültürel etkileşimin günümüzde nasıl yaşatıldığını gösteriyor.
Meltem’in Çince ile olan bağı, babasının anlattığı eski bir hikaye ile başlıyor. Babası, ona dünyanın diğer ucundaki kadim bir ülkeyi anlattığında, bu sözler Meltem’in kalbinde bir tohum gibi filizleniyor. 2005 yılında Erciyes Üniversitesi’nin Çin Dili ve Edebiyatı bölümüne adım atmasıyla birlikte Meltem’in Çince yolculuğu başlamış oldu. Ancak bu yolculuk, başlangıçta pek de kolay olmadı. Ana dili fonetik bir yazı sistemine dayanan Meltem için, Çince’nin karmaşık karakterleri ve dört tonlu ses yapısı büyük bir zorluk oluşturuyordu. Meltem, “Çince karakterleri öğrenmek hayal ettiğimden bile daha zorlayıcıydı” diyor. Ancak pes etmeyen kararlılığı sayesinde bu zorlu yolculuğuna devam etti.
2007 yılında Çin’de burs kazanarak eğitim alma fırsatını yakalayan Meltem, bu kadim ve dinamik topraklara ilk adımını attı. Çin Seddi’nin ihtişamı, Yasak Şehir’in görkemi ve hutonglardaki geleneksel Beijing yaşamı onu derinden etkiledi. Meltem, o günleri “Çin’in binlerce yıllık tarihi ve kültürü, her geçen gün gelişen bilim ve teknoloji beni büyüledi. Çin’e geldiğimde, Çinceyi öğrenmem gerektiğini içimde hissettim” şeklinde hatırlıyor.
Türkiye’deki Çince eğitimi sürecinde, Meltem’in Çinceye olan tutkusu daha da arttı. Li Bai’nin eserlerini sahnede okurken, bu kadim dilin zarafeti hem öğrencileri etkiledi hem de ona Çince öğrenmenin hayatındaki en doğru karar olduğunu bir kez daha gösterdi.
Meltem, İstanbul Okan Üniversitesi’nde Çince öğretim görevlisi olarak çalıştığı dönemde, birçok öğrencinin Çin’e olan bakış açısının zaman içinde nasıl değiştiğine bizzat şahitlik etti. Başlangıçta öğrencilerin Çin hakkındaki bilgileri genelde İpek Yolu, Çin porseleni ve geleneksel Çin tıbbı gibi tarihsel unsurlarla sınırlıydı. Çin’i gizemli bir Doğu ülkesi olarak görmüşlerdi. Meltem, fotoğraflar ve hikâyelerle onların bu önyargılarını yıkmaya çalıştı. “Birçok öğrencim Çin’i görmek, yemeklerini tatmak ve bu kadim uygarlığın modern gelişimini deneyimlemek istediklerini söylüyordu,” diyen Meltem, dilin zamanla iki kültür arasında güçlü bir köprü haline geldiğini vurguluyor.
On beş yıllık öğretim deneyiminin ardından Meltem, cesur bir adım atarak doktora eğitimine başlama kararı aldı. 2025 yılında Beijing Dil ve Kültür Üniversitesi’nde yeniden öğrenci olan Meltem, çalışmalarını kültürlerarası araştırmalar ve Çin-Türkiye edebiyat karşılaştırmaları gibi alanlarda yoğunlaştırdı. Yirmi yılı aşkın süredir sürdürdüğü öğrenme serüveni, kültürel etkileşimlerin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.